‘Kategorilenmemiş’ Kategorisi için Arşiv

………Güneşi görmüştü,

Pazar, 05 Eylül 2010

Sevgili Eleni ile yapmış olduğumuz en son telefon görüşmesinde bana ısrarla güneşi gördüğünden bahsetmişti. Kirkor amcam henüz uyanmamıştı uykusundan. Uykusundaydı  tatlı tatlı. Penceremi örten perdeyi araladığımda güneşi ben de görmüştüm Bedros’un çığlığında. Daha henüz genç kızlar töreler uğruna katledilmemişti bu kutsal topraklarda. İnsanlığın bilinaltı üniversal bilim dünyasında böylesine kötü anılar resim etmemişti mari’nin tuvalinde. Bedros ile bütün sokak bir anda uyku dan uyanmıştı. Çığlığın kepenğinde gacırt gacırt sesler eşliğinde uyanmıştı bütün sokak. Taze ekmek kokuları ve yamacına bırakılan süt şişelerde çocuklar Bedros amcanın bakkal yolunda uykulu gözler şiş mi şiş. Eleni güneşi görmüş ve Hrant vahşice bir suikasta kurban gitmişti. Şimdi o katil tosuncuklar el bebek gül bebek mamalarında tosun tosun . Uykularının kaçtığı da muhakkak ancak güneşi görmen sonrasında sistem aynı sistem aynı karanlık güç delisi. Yığınların ağzında dünden kalan klişe söylemler. Avam tabakası şer ittifakı aynen söylediğim gibi ulusalcı- milliyetçi tosuncuk budunlar, islamcı feodaller, kürtçü boylar yine ittifak içinde. Hamidiye alayları yine işbaşında. Geçen yüzyılın başında görülen şey ne ise oyun 90 lı yıllarda da aynı şimdi de aynı. Bir Sümela veya Akdamar da temsili ayinlere verilen tepkiler(ki haksız tepkiler bana göre) düşünüldüğünde bu toplumun hangi toplumsal mühendislik tarafından beslendiğinin bilinmesi veya anlaşılması da şimdilik mümkün görünmüyor. (Ben mümkün olduğuna da inanmıyorum.) Eleni burada bana göre önemli olan güneşi görmek değil gördüğün güneşle mümkün mertebe birlikte yürüyebilmektir. İnsanlık için insan onuru için Kadir gecesinin tüm insanlığa fayda sağlık getirmesi dileğiyle kalın sağlıcakla Aziz Aksu

Ey Özgürlük;

Pazar, 05 Eylül 2010

Özgürlüğünde, özelinde kamusalında özgürlük kavramsal bütünlük içerisinde anlamlı ve bir o kadar hareket ve berekettir. Değişiklik sonrasında kümelenen insan toplululukları siyasi figürler eşliğinde evetli hayırlı ve/veyahut boykotlu günleri konuştular hiç durmadan. Bugünlerin avamında masraflardı en çok dile getirilen. Aslolunanın himmeti hikmeti bu avam takımı için hiç mi hiç fark etmeden havuzlu villa örnekleri ile tartışıla durdu. Hayır cephesi içinde yer alan bu avam takımı anayasal toplum sözleşmesinin oylanmasına yani halklar huzuruna getirilmesine az bir zaman kala hala aynı konu da ısrarlı masa başı haberlerinin boy boy sayfalara taşınmış olunması inanın haber alma ve haber verme konusunda sınıfta kaldıklarının en basit anlatımı olur ki; benim isteğim basın cemiyetlerinin ortak bir platformunda bu hususun dile getirilmesi ve bu konuda anlamsız yayın yapmakta ısrarcı davrananların sert bir şekilde yayın hayatından uzaklaştırılması toplumun haber alma özgürlüğüne yapılabilecek en büyük yatırım olsa gerek. Evet cephesini ve özellikle bu cephenin totalde en büyük kısmını oluşturan iktidar ve onun sözcülerinin bu değişiklik için geç kalınmış olunması karşısında millete özel bir öz eleştiri vermesi kanısındayım. Çünkü; 2007 tarihinde yapılan anayasa çalışmaları daha kapsamlı ve daha yararlı olmasına karşın kısmi değişikliğin olması yetmez ama evetçi bloğunda da zamanla derin yaralar açması ve bu kitlenin sivil itaatsizlik gereği referandumu boykot eme fikirlerine de saygı duyulması sonucunu getirir ki; (bu konuyu daha sonra ki bölümlerde izah etmeye çalışacağım)  ülke politikalarında sürekli kapatılma ile karşı karşıya kalan parti ve sözcülerinin parti kapatılması ile ilgili meclisteki oylamalara girip destek vermemeleri inanın ergenekonun derin yapılanmasının aşığa çıkarılması kadar anlamlı bir durumdur. Boykot kararının temelde niçin veya nasıl alınmış oduğu da birey olarak çokta umurumda olmamasına rağmen bir partinin kendisi ile ilgili bir değişiklik öncesinde oylama katılmadan o maddenin düşmüş olunması izaha muhtaç bir durumdur. Yoksa evet veya hayır kadar demokrasilerde boykot veya hukuksal bir anlatım olarak sivil itaatsizlik önemli bir yaklaşımdır. Yönetilen halk argümanlara kendilerine sorulmadan veya katılımları sağlanmadan bir karar veya kararlar silsilesinin oylanmış olmalarına duyacakları tepki demokratik bir reflekstir. ANCAK;

BURADA SORUNUN EN TEMELİNDE ÖZGÜRLÜK GEREK ÖZEL OLSUN GEREKSE DE KAMUSAL OLSUN BUNUN TARTIŞILMASI GEREKEN YER MECLİS VE ONUN PROPOGANDA AYAKLARINDAN OLAN REFERANDUM, SEÇİM GÜNLERİDİR. BUNU DA ANCAK VE ANCAK EVET VEYA HAYIR ŞEKLİNDE KATILINMIŞ OLUNMASI GEREKLİDİR. BURADA ÜÇÜNCÜ BİR ŞIK BOYKOT OLMAMALIDIR. ÇÜNKÜ; TÜRKİYE COĞRAFYASINDA BU TÜR DEĞİŞİKLİKLERİN OYLANMIŞ OLUNMASI ÇOK DA KOLAY BİR DURUM DEĞİLDİR. ZATEN SÜREKLİ OLUNMASI HEM EKONOMİK ANLAMDA HEMDE SOSYAL ANLAMDA MÜMKÜN DEĞİLDİR. ZATEN KÜMELER YANİ TOPLUMSAL KATMANLAR YARGI OLSUN ASKER OLSUN SİYASETÇİ OLSUN EN KOLAY ANLATIMDA HALK OLSUN BUNLARI İKNA VE SEÇİM BOYUTUNA GÖTÜRMEK HER ZAMAN ANLAMLI VE MÜMKÜN OLMAYABİLİR. BU HUSUSUNUN ÖZGÜRLÜK BOYUTU VE BİR ARADA YAŞAMI SAVUNMA BOYUTU BENİM İÇİN ANLAMLI BİR BÜTÜNLÜK OLMASI KARŞISINDA BU KISMİ DEĞİŞİKLİĞİN KİM VEYA KİMLER İÇİN YA DA HANGİ GİZLİ GÜNDEMLE YAPILIYOR OLMASI(EĞER VARSA TABİ Kİ) HİÇTE ÖNEM ARZ ETMEDEN BİLAKİS YAPILIYOR OLUNMASI ANLAMLI VE BİR O KADAR DAHA GÜZELDİR. O YÜZDEN YALNIZLIĞIMIN EN YALIN HALİ OLAN YANİ E HALİNE YAKIN DURUŞU İLE SAYGILARIMLA. AZİZ AKSU

Ezanlar Susmuş Bayraklar İnmişti

Salı, 31 Ağustos 2010

İftar sonrasında oturdum sahilde kendimle kendime kendimin kendi düşsel yalnızlık kokan hali olan e halime ağladım. Adını adlarını dahi bilmediğim dört cana ağladım televizyonda duyunca hakikaten bu kader mi kader böyle bir şey mi diye saatlerce ağladım sonrasında yayla kumsalında dalgaların sesine kulak verdim saros körfezinde neden hep kader ağlarını bu ülke insanlarının üzerine döşer diye düşündüm kendimce “Ezanların susmuş olabileceği ve bayrakların inmiş olabileceğine ihtimaller verdim.”

Sonrasında madencileri düşündüm Şile de olanları ve ülkemizde yitip gidenleri. Tuzla daki canları düşündüm can pazarlarında kaybolanları. Ülkenin güneydoğusunda yaşanan kanser vakasını terörü ve hinderlandını düşündüm. Köyleri ve canları giden garibanları düşündüm. Trakya da Ege de Roman kıyımından önce yok olan Yahudileri de düşündüm. Kader mi diye .

Peşmergeye verilen silah ve para sonrasında ezanların sustuğu ve bayrağın indiğini de gördüm en sonunda yaylasında saros körfezinde.

Ey insanlık hep kader sizi mi bulur bu ülke de ……. neden.

Başlıksız-Öylesine,

Perşembe, 05 Ağustos 2010

Tüm beyinler tüm bedenler ıslak imzalar eşliğinde kavrulur sabahında İstanbul’un. Kasette Ah İstanbul şarkısı ve Kibariye. Sessizlik kendini yaş’a bırakır usulce, Ankara’da. Bir koşturmadır gider kırmızı renkli plakalar ardından gazeteciler. Tv ekranlarında ayyuka çıkmış yorumlar. Mutad olanı Anayasal olanıdır, aslında. Bütün kıyamet bundandır. Bırakınız teamüller repliğini. Çok da uzağınızda değildir Anayasa kitapçığı. Asıl olan Asil olandır. Korkmadan hep okuyarak doğruyu bulur insanoğlu. Neyse ki; bu iklimde az da olsa okuyan okuduğunu anlayan ve bunları kitlelere doğru bir şekilde siyasete yaranmadan gerektiğinde iktidarı da eleştirmeyi göze alan bir aydın kesimi var. Ulusalcı-milliyetçi-islamcı feodaller-kürtçüler ve neo liberallerin bu aydın kitlesine saldırması onları tukaka etme adına günlerce tv ekranlarında boy boy pozlar vermeleri(aslında söyledikleri hiç te boş değil boşunda ötesinde belki de bomboş bir şeyler söylediklerinden midir nedir anlamakta inanın bazen çok zorlandığımda olmuştur bunları dinlerken veya yazarken NE Mİ SÖYLEMEK İSTİYORUM AÇIN BAKINIZ LÜTFEN ABD DE YAŞAYAN ERMENİLERİN AÇMIŞ OLDUKLARI DAVA ÜZERİNE MURAT BARDAKÇI NIN YAZDIĞI SON MAKALE LÜTFEN OKUYUNUZ NE DEMEK İSTEDİ NE DİYOR ANLAYAN VARSA BANA DA ANLATSIN)

Baktım öylesine son halinize en yalın olan halinizin e haline de öylesine yazılar da ben yazsam nasıl olur diye bazen kendimle dalga geçmek adına işte neyse kalın sağlıcakla saygılarımla Aziz Aksu

Hastasınız

Perşembe, 05 Ağustos 2010

Devrin son günleri idi, varoşların dikenli güllerinde hazan hazanda güz sancısı. Reji aynı reji idi. Figüranlar değişmiş ve senaryo aynı aymazlıkla uygulamaya çalışılmıştı. İnegöl ve Dörtyol olaylarında kullanılan yöntem başvurulan kabile şiddet eğilimi 1934 yılında Edirne de Yahudi vatandaşlara uygulanan şiddetle aynı 6-7 eylül olaylarında Rum vatandaşlara uygulanan şiddetle aynı K.Maraş,Çorum,Malatya derken en hazin olanı Sivasta 37 aydın cana uygulanan şiddetle aynı figürleri işleemesi karşısında Demokrat bir kişilik ile hep sevilip sayılan ve bir dönemde canım fenerbahçe de yönetim kurulunda görev yapan Atilla Kıyat paşanın geçen hafta tv de söyledikleri tarihe resmi not ile kayıt edilmiştir. Bütün bu olan bitenler karşısında Balyozun ne kadar çirkin ve ne kadar da Türkiye de yaşamakta olan insanlara yapabileceği en büyük kötülük sanırım dosya ve eklerinde mevcut olacak ki sayıları ve rütbeleri ne olursa olsun adalet karşısında adil yargılama ilkelerine de uyarak(herkese lazım)(bakınız bir zamanlar AİHM yetkisini hep kötüleyenlerin sığınak noktası oldu) acilen çözüm adına olayların üstüne gidilerek gerekli soruşturma ve kovuşturmanın yapılması cumhuriyetimize yakışacak bir hareket tarzı olsa gerek.

Tv ekranlarında boy boy resimler veren ulusalcı, milliyetçi,islamcı feodal ve onun yanaşma neo liberalleri ile bütün bunların bire bir aynı yansıması da kürtçü eğilimlerde karşımıza aynı tip cümle ve bağrışmalar ile çıkmakta ve her gün maalesef zamanımızdan bir zaman daha çalmaktadırlar. Son günlerin YAŞ toplantılarında da bu durum kendisini göstermektedir. Yahu çıkarınız nedir hakikaten hastamısınız nedir dert. İnsan hiç yargılama hakkında böylesi kutsal bir haktan mahrum bırakılabilinir mi. Beraat ve aklanmanın tek yeri tabi ki yargıdır. Eğer ortaya atılan iddialar kamuoyunu bu kadar öyle veya böyle adına ne denirse densin ister yandaş ister yoldaş olsun bunun en güzel yolu yargıdır. Çünkü;

Güzelim bu ülke de terörle mücadele adı altında devlet politikası olduğu söylenen yargısız infazlar yapıldı. İnsanların en kutsal savunma hakları ellerinden alınarak yok şeytan üçgeninde yok asit kuyularında yok bilmem daha nerelerde bir bir infaz edilirken ne mahkeme ne de savunma hakkı verildi. Zaten büyük bir dram değilmi bu durum ülke olarak bazı olaylar karşısında çaresizliğimizin nedeni. Yoksa üç beş çapulcu ile devletin ya da güvenlik güçlerinin mücadele etmesinde sanmıyorum ki her hangi bir fert neden öldürdün desin sanmam.

Hastalık tüm bünyeyi sarmadan insan haklarını uygun adil yargılama ışığında herkesin ama herkesin yargıdan kaçmaması ve buna uygun hareket etmesini hukuk devleti açısından devlete hak ve sorumluluklar yüklediği gibi onun vatandaşlarını da hak ve sorumluluklar yüklemesi AB standartlarında bir uygulama olması açısından reel bir sonuç olarak karşımıza çıkmakta ve insanların huzur ve can güvenliğine paralel olarak mal güvenliğininde korunması hukuk ve onun ayrılmaz bir parçası olan demokrasinin yerleşmesi açısından çok önemlidir. Vatandaşlarının birer birer şikayet dilekçeleri hazırlayarak savcılıklara da suç duyurusunda bulunması hukuku çalıştırmak adına gerekli bir adımdır. Bu arada geçenlerde Şehit Olan Polis memurumuzun cenaze törenine katıldım. Şehidimizin arkasında on binler tek yürek olmuş idi. Tv ekranına da yansıyan bir avuç ama bir avuç sözüm ona milliyetçi gençlik bence atmış oldukları sloganlar çok kötü idi. Bu konu da emniyet görevlilerinin duyarlı davranması inanın insana huzur ve güven vermekte. Cenaze de siyaset olmaması gerekir. Saygılarımla Aziz Aksu

Hastalık

Salı, 20 Temmuz 2010

Tarihsel süreç içinde millet kavramı yerine oturan ulusal hareketlilik 1930 ların dünyasında II.Dünya Savaşına hazırlanan dünya devletlerinde kendini Faşist bir siyasal otorite olarak göstermiş ve bu tanı üzerine nice nice doktrinel kitaplar yazılmış insanoğlunun tarihsel sürecinde görmüş olduğu en kötü en kanlı savaş bu kavramın peşine takılan siyasal otoritenin iş başına gelmesi ile hala günümüze kadar devam edegelmiştir. Siyasal doktrinel uzmanlar teşhis ve tanı da tam isabetli olarak açıklama yapmalarına karşılık tedavi yöntemleri üzerinde nedense pek fazla durmamışlardır. 1960 yılların özgürlükler dünyasına katılan gençlik önderleri 1990 yıllara gelindiğinde tekrardan bu hastalıklı tümör etrafında ahenk içinde gerek sağdan ve gerekse de soldan bir araya gelen insanlar bu ahengi bir bütün halinde toplum katmanlarına sunma için dinci ve liberal düşünce dende epey faydalanmışlardır. Bu ahenksel bütünlük tez ve antitezi oluşturan akımların ortak olduğu düşünce kirliliğinin yansıması olarak kendini 2000 li yıllara taşımış ve gelişen dünya kapitalist sistemlerinin her yerde pervasızca yerleşmesine katkı da bulunmak için içi boş laiklik kavramının arkasına saklanarak kirli düzenlerinin yerleşmesi için yıllarca çatışma ortamına katkı da bulunmak adına zaman zaman sert söylemlerde de bulunarak birbirleri ile de amansız yarışmışlardır. Hastalığın gerek dünya ve gerekse de yaşadığımız ülke gerçekliğinde tüm aktörlerin gerek mezhepsel ve gerekse de etnisite açısından farklı argümanlara sahip olmaları onların ilk başta düşman olarak görünmeleri halklar zemininde ayrışma gibi de görünse de aslında beslenme kaynakları ve kendilerine göre geliştirdikleri günlük siyaset eksenli politikalar incelendiğinde hastalığın aynı yerden ve aynı tesirle hareket ettiği de net bir şekilde görülecektir. Bu kirli düzensel birliktelik devam edegeldikçe acımasızca gerek insan ve gerekse de doğa tahrifatı olmakla beraber koltuk sevdalıları sivil itaatsizlik karşısında bazen sendeleme durumuna gelmekte ve hatta silahlara hayır kampanyasına katılan sivil toplum etkinlikleri asılsız iftira kampanyası ile hep birlikte düşman ilan edilmekte ve bütün argümanlar bu hastalıklı bünye tarafından özellikle ülkemizde ULUSALCI-MİLLİYETÇİ TÜRKÇÜLER TARAFINDAN, ULUSALCI-YURTSEVER KÜRTÇÜLER TARAFINDAN, İSLAMCI (TÜRKÇÜ-KÜRTÇÜ) FEODAL BEYLER TARAFINDAN, NEO LİBERAL POLİTİK DURUŞLAR SERGİLEYEN (BİR DÖNEM KOMİNİST, BİR DÖNEM KÜRTÇÜ, BİR DÖNEM ASKERİ VESAYET AZGIN OLDUĞU DÖNEMLER(BAKINIZ 28 ŞUBAT SÜRECİ) NE OLDUKLARI DAHİ BELLİ OLMAYAN VE HATTA SPOR MAKALELERİNDE  BOY BOY KÖŞELERİ OLANLANLAR) Kİ TOPLANDIĞINIZ VAKİT ENTELLEKTÜEL BOYUTLARDA BİR VEYA İKİ KİTAP YAZMIŞ(ÇOĞU ÇALINTI) BOL BOL TV EKRANLARINDA HER AKŞAM BOY GÖSTEREN OMURGASIZ YIĞINLAR TÜRKÇÜLÜK ADINA, KÜRTÇÜLÜK ADINA, İSLAMCILIK ADINA SAATLERCE KAMUOYUNU YALNIŞ YÖNLENDİRME ADINA DEMEÇLER DEMEÇLER VERMEKTE VE BUNUN ADINA MAALESEF DEMOKRATİK DÜŞÜNCE VE BİLGİ DENİLMESİNE EN ÇOK KIZMAKTAYIM. BİLESİNİZ. SORARIM SİZLERE NE ZAMANDAN BERİDİR İÇİ KAN VE GÖZYAŞI DOLU EYLEMLER TERÖRLER SONRASINDA ;

İstanbul da oturan sen ey sen ayşe teyze ne zamandan beridir bu hastalıklı dalga sonrasında kapı komşundan dahi şüphe edecek kadar ne oldu da şahsi bünyende sürekli elin telefonda bir biri adına asılsız ihbarlarda bulunursun ya peki sen lütfiye teyze daha geçen hafta yol ortasında yürüyen bir uzman çavuşun ensesinde patlayan kahpe kurşun sonrasında hakikaten hakkarinin ortalama geliri mi arttı da bu kadar sessiz durursun. Ya sen balkon sevdalısı izmirli tosuncuk toplasan tüm makalelerini kaç satır kaç sayfa eder diye hiç düşündün mü. Ya sen sivaslı cemile temmuz sıcağında cayır cayır insanlar yanarken sen hiç üşüdünmü ya sen sürekli mezhepsel sorunlarla boğuşan cem ya sen hiç başbağlar ölümleri sonrasında ait olduğun topluluktan utandın mı ya sen diyarbakırlı kürt şair ozan ya sen hiç adiloş bebeği yazarken mezarında bu haller sonrasında yazmam dedin mi ya sen milliyetçi ülkücü çocuk yaşıtların okul okurken sen ne hakla ve hangi akılla bu ülkenin en cesur kalemine arkadan yanaşıp kafasına sıkmış olmam hakikaten ülkende mutluluk yarattığına hangi kalıp seni inandırdı ki sen hala tosun tosun olabilmeyi içerde de olsa başarabiliyorsun insan en azından birazcık ölümler sonrasında birazcıkta olsa utanır sıkılır en azından yemeden içmeden kesilir be. Bu nasıl hastalıktır inanın anlayamadım. YETER DEMEM GEREKİYOR MİLYONLARINDA BENİMLE HAYKIRABİLMESİ HALİNDE BU HASTALIKLI BÜNYE BELKİ DEĞİŞİR. BU ÜLKE DE İNSANCA BİR ARADA YAŞAMI SAVUNABİLMEK ADINA TÜM TÜRKÇÜLERE, TÜM KÜRTÇÜLERE, TÜM İSLAMCI FEODAL BEYLERİNE VE HATTA ONLARIN YANAŞMA NEO LİBERALLERİNE HAYIR HAYIR . YETER ARTIK YETER HER GÜN ÖLÜMLERİ KUTSAYAN MAİLLERİNİZE HAYIR …HAYIR . HASTALIKLI BÜNYELERE HAYIR HAYIR.

Aziz Aksu

Baraz ile Piknik

Perşembe, 15 Temmuz 2010

Sevgili can dostlarım ardımda şehr-i Diyarbakır da bıraktığım iki güzel insan. Gençlik yıllarına emek emek emeklediğimiz günlerde cebimizde yoktu bir çay parası Baraz ile Trafik Aile Çay Bahçesinde okul sonrası herkes bir yerlere tatile gider iken geçirdiğimiz üç yaz sezonu ilkin birlikte garson yamağı olarak komi olarak işlere başladık. İşimize ve gelen müşterilerimize (Baraz karıştırma aşık olduğumuz evlerinin dibinde naralar patlattığımız örneğin benim meselem olan Derya yı anlatmasam hatrı kalır sanırım) ilgi ve alakamız en sonunda garson olmamıza ve hatta bir dönem özellikle benim dondurmacı olarak farklı bir maaş almam benim için iyi ama ya sen ya memet(Diyarbakır da profesyonel olarak top oynadı yıllar sonra) kızmıştınız bilirim. Bahattin abinin takdiri idi. Ben ne yapayım. Piknik adı üstünde şeker mi şeker bir arkadaş canlısı idi hakikaten o gencecik yaşında (o zaman ohal vardı içimizde en rahat olan oydu çünkü neredeyse tüm şehre tüp dağıtımı onun eli vasıtası ile olurdu) sevilirdi çıkacası nerlersin çalışkan ammmaa biraz şişmancaydı tombiş tombiş iki can dostum Ramazana selamlar Aziz AKSU

AZİZ

Çarşamba, 14 Temmuz 2010

Yani ben yani oğlum yani diğer oğlum kızıma da selamlar sevgili eşim Tunca’yada selam toparlandım ofisten geliyorum. Acıktım hani yemek hazır mı selamlar özledim sizleri.

Asırlık Çınar

Çarşamba, 14 Temmuz 2010

Vadi de yanan son ışığımda sönmek üzere. Belirli belirsiz gölgelerden konulu tiyatral sunumlar gün be gün ekranlarda. Birileri adına ahkam kesmeler itici avutucu savunucular her gün sunumlarda. Adlarının önünde kocaman unvanlar ve siz sessiz halk yığınları. Asgari ücret ile ay sonunu getirmeyi düşünen sen Ahmet Bey sen senin adına koca koca profitöller (Prof,Doç vs vs) kan üzerine sidik yarıştırırcasına konusuna göre iki kampa bölünmüşler biri a derse diğeri otomatikmen b diyor be kardeşim anlasana. Ya sen emekli Dursune Teyze sen nasılsın bu ay sonunu getirebildin mi. Sanmam.

Tiyatral sunumlar asırlık çınar üzerine. Kah bölünme paranoyası kah mezhepsel durumlar kah ormanda göbeğini kaşıyan adamlar sendromu. Yahu düşünün bir kez asırlık çınarı düşünün kurulduğu ilk yılları(bu dokundurmam size ey ulusalcılar….) ya siz neo kürtçü budunlar ne yani siz sanki çok mu iyisiniz yani ya siz islamcı feodaller kuma tutturucuları yani sizler …. ya siz milliyetçiliği elden bırakmayan (içi boş hani bom boş teori de sıfır pratik zaten yok…) türkçü budunlar sizler mi iyisiniz. Hadi ordan canım sizlerde boş verin hep edebiyat lay lay lom yani ..

Ne yaptınız geçen süre içinde el birliği ile bir canavar tahsis ettiğiniz sessiz halk yığınlarına terör gasp tecavüz ne kadar kötü durum var sa sizlerin el birliğiyle her gün karşımızda ergenekon ve terör bağlantısı üzerine kafa yoran sizler (sözde) hadi ordan neo liberaller nerdeniz yahu sahi sizler üçüz değil bence dördüz ruh ikizisiniz bunu böyle bilesiniz.

Ömümüzde refarandum var hukuk rahipleri ekranları kaplamış habire yorum(taraflı) yahu daha düne kadar biz insanlara okulda hukuk ve sanat üzerine ders veren sizler(ders notlarına baktım) bu gün yapılan tüm değişikliklerin daha fazlasını istemişsiniz yahu(Batum sadece gürcistan da bir şehir adı değildir bilesiniz) rüzgara göre yön durma galiba belki de poz verme hani .

EKSİKLİĞİNE RAĞMEN HUKUK İÇİN GALİBA SON YAPILANLAR İYİ NE DERSİNİZ

Arkadaşlarıma

Çarşamba, 14 Temmuz 2010

Gururla yüzlerine bakıyorum hepsi aslanlar gibi siyasi fikirleri ne olursa olsun sizleri özledim bilesiniz Tuncay remzi şeyhmus sedat yakup ayhan ismail ibrahim vs vs vs