Toplum katmanları ve sözüm ona toplumun ileri gelenleri hareretli bir şekilde travma kavramı üstünde tartışmaktalar. Milli takımın son günlerdeki başarısının gölgesinde kaldığı için topluma bu konu yeterince ulaşılabilmiş değil. Bir bilgi erozyonu yaşamakta olduğumuz hakikatı artık bariz bir şekilde görülmekte ve bu bilgi erozyonu karşısında da toplum gerek aydınlar ve gerekse de sivil toplum kuruluşlarınca da aydınlatılmamaktalar. Devrimlerin hele ortadoğu coğrafyasında yaşamakta olan haklar üzerinde bir travma yaratması gayet mantıklı iken bu konunun özünden saparak yalnış mecralarda tartılışması asıl toplum üzerinde bir travma oluşturacağı ve etkisinin de yıllar yılı devam edeceği gerçeği ortada iken hakikaten konunun kim vurduya gitmesine gönlüm razı gelmedi ve bu konu da düşüncelerimi siz sevgili okuyucularım ile paylaşmak istedim.
Bilindiği üzere henüz ortada genç Türkiye Cumhuriyeti yok idi, Osmanlı ilkin Balkan harbinde beş yüz yıl elinde tuttuğu coğrafya dan çıkmaz zorunda kalışı ve sonrasında da Alman hayranlığına bağlı olarak Turancı Enver Paşa yüzünden Birinci Dünya Savaşına girmesi ve sonrasında da yenilgi ile biten bir savaş sonrasında gerek ortadoğu da ve gerekse de diğer cephelerde yenilgi ile tanışması sonrasında bu günkü sınırlarına çekilmek zorunda kalmıştır(Hatay hariç). Türkiye Cumhuriyetinin temellerinin atıldığı ilk yıllarda Birinci Meclis toplanırken Ankara ya her yerden olmasa bile büyük bir katılım sağlanarak genç ülkenin temelleri atılmıştır. Diyarbakır vekilleri, Erzurum vekilleri Birinci Meclisin oluşumunda büyük gayret içerisinde olmuşlardır. Özellikle Birinci Meclise katılımın engellenmesi için İstanbul Hükümeti tarafından Doğu illerinden katılımın olmaması için Elazığ Vali makamında oturan zat (Ali Galip Paşa) Diyarbakır vekillerine hem siyasi baskı hem de fiziki baskı uygulamış ancak bunda başarılı olamamıştır. Cumhuriyetin ilanından sonra 1924 Anayasa sı ile birlikte bazı radikal kararlar alınmış ve ilke ve devrimler bir bütün olarak 1936 yılında mevcut anayasa da yerini almış ve sonrasında yapılan tüm anayasalarda bu husus özellikle korunmuştur. Yapılan tüm devrimler gibi Anadolu da başlatılan devrim süreci elbette tüm toplum tarafından benimsenmemiş ve bunun sonucunda da gerek batı da (Anzavur Ayaklanması) gerekse de doğu da(Şeyh Sait Ayaklanması) bir takım olaylar cerayan etmiştir. O yıllarda cerayan eden bu tür hadiseler aslında travma dan kaynaklı değildir. Batı Avrupa da yaşanan rönesans ve reform hareketleri ve sonrasında da tarım toplumundan sanayi toplumuna geçiş eğitim de bilgi de olduğundan dolayı bu unsurlar kilise tarafından da desteklenmiş ve başarıya ulaşmıştır. Hal böyle iken iki binli yıllarda hala travmanın eğitimsizlik olduğunu göremeyen siyasetçilere kızmak istiyorum. Eğitimsizliğin neden olduğu bu travma da aydın ve çizer grubununda katkıları var. Suskunlukları en çok onların suçlu olduğunu gösterir biz yurttaşlara. Travma eğitimsizliktir. Travma istihdam eksikliğidir. Travma Tuzla Tersane işçi ölümleri karşısında suskunluğumuzdur. Travma kardeş kanı dökmektir. Travma sivillerin sivillere ettiği işkencedir. Travma toplumsal ahlakın çökmesidir. Travma üniformalı memurun sivil memura karşı sopa kullanmasıdır. Travma çevre katliamı, ağaç kesimidir. Travma Asgari Ücretliye yüzde beş zamdır. Travma turancılıktır. Travma aydın katline karşı suskunluktur. Travma Diclenin Fıratın Arasın Sakaryanın Meriçin Asinin kavgasıdır. (Kardeşlik olması gerekirken)………..Ne derseniz Saygılarımla Aziz Aksu