Haziran 2008 için Arşiv

Zam

Cuma, 27 Haziran 2008

Manşetten verilirdi böylesi haberler okuyucuya, haberdar olsun tepkisini koyabilsin diye. Doksanlı yıllara kadar gazetecilik Babıali de yapılırdı. Emekçi kitleleri ile birlikte oluşturulan haberler titizlikle seçilir ve genel yayın yönetmeninin onayından sonra manşet hazır ve kitleye ulaşılırdı. Tiraj kaygısı olmadan ancak bir o kadar da fazla sayı da gazete basılır ve okuyucu tarafından gazete bayilerinde tüketilirdi. Doksanlı yıllara gelmeden önce üç sene yaz günlerinde rahmetli babamıza katkı da bulunmak adına gazete satardık. Omuzda taşınan gazeteler saat on da biterdi. İyi de para kazandığımız olurdu. En çok zam haberleri olduğunda sesimizin çıktığı kadar bağırır ve gazetenin satılması ile haberin kitleye ulaşmasını sağlardık. Şimdiler de gazete haberleri tamamen magazin içerikli olduğu için Asgari ücretliye yapılması düşünülen yüzde beş zam bile halk tarafından duyulmamakta ve tepki almamaktadır. Yüzde beş zammın nelere yeteceğini siz düşünün. Bir simit ile çay parası bile etmez kimi semtlerde. Tık yok toplumda toplumun sivil kuruluşlarında. Elektrik zammı da oldu yine aynı manzara. Sahi kuzum nerdesiniz. Bu ülke de sahi siz hiç mi hiç yaşamadınız. Yüzde beş zam neyin zammı neye yeter sahi hiç düşündünüz mü. Okula kayıt parasını denkleştiremeyen sevgili halkım sesinize ne oldu. Çok mu bağırdınız milli maç heyecanı sonrasında ondan mıdır ki sesiniz çıkmaz demokratik alanlar dolmaz. Tuzla da tersane de işçi ölümlerine karşı miting yapıldı haberiniz var mı. Ya da varmısın yok musunda mısınız. ……. bilinmez. Saygılarımla Aziz Aksu 

Travma

Cuma, 27 Haziran 2008

Toplum katmanları ve sözüm ona toplumun ileri gelenleri hareretli bir şekilde travma kavramı üstünde tartışmaktalar. Milli takımın son günlerdeki başarısının gölgesinde kaldığı için topluma bu konu yeterince ulaşılabilmiş değil. Bir bilgi erozyonu yaşamakta olduğumuz hakikatı artık bariz bir şekilde görülmekte ve bu bilgi erozyonu karşısında da toplum gerek aydınlar ve gerekse de sivil toplum kuruluşlarınca da aydınlatılmamaktalar. Devrimlerin hele ortadoğu coğrafyasında yaşamakta olan haklar üzerinde bir travma yaratması gayet mantıklı iken bu konunun özünden saparak yalnış mecralarda tartılışması asıl toplum üzerinde bir travma oluşturacağı ve etkisinin de yıllar yılı devam edeceği gerçeği ortada iken hakikaten konunun kim vurduya gitmesine gönlüm razı gelmedi ve bu konu da düşüncelerimi siz sevgili okuyucularım ile paylaşmak istedim.

Bilindiği üzere henüz ortada genç Türkiye Cumhuriyeti yok idi, Osmanlı ilkin Balkan harbinde beş yüz yıl elinde tuttuğu coğrafya dan çıkmaz zorunda kalışı ve sonrasında da Alman hayranlığına bağlı olarak Turancı Enver Paşa yüzünden Birinci Dünya Savaşına girmesi ve sonrasında da yenilgi ile biten bir savaş sonrasında gerek ortadoğu da ve gerekse de diğer cephelerde yenilgi ile tanışması sonrasında bu günkü sınırlarına çekilmek zorunda kalmıştır(Hatay hariç). Türkiye Cumhuriyetinin temellerinin atıldığı ilk yıllarda Birinci Meclis toplanırken Ankara ya her yerden olmasa bile büyük bir katılım sağlanarak genç ülkenin temelleri atılmıştır. Diyarbakır vekilleri, Erzurum vekilleri Birinci Meclisin oluşumunda büyük gayret içerisinde olmuşlardır. Özellikle Birinci Meclise katılımın engellenmesi için İstanbul Hükümeti tarafından Doğu illerinden katılımın olmaması için Elazığ Vali makamında oturan zat (Ali Galip Paşa) Diyarbakır vekillerine hem siyasi baskı hem de fiziki baskı uygulamış ancak bunda başarılı olamamıştır. Cumhuriyetin ilanından sonra 1924 Anayasa sı ile birlikte bazı radikal kararlar alınmış ve ilke ve devrimler bir bütün olarak 1936  yılında mevcut anayasa da yerini almış ve sonrasında yapılan tüm anayasalarda bu husus özellikle korunmuştur. Yapılan tüm devrimler gibi Anadolu da başlatılan devrim süreci elbette tüm toplum tarafından benimsenmemiş ve bunun sonucunda da gerek batı da (Anzavur Ayaklanması) gerekse de doğu da(Şeyh Sait Ayaklanması) bir takım olaylar cerayan etmiştir. O yıllarda cerayan eden bu tür hadiseler aslında travma dan kaynaklı değildir. Batı Avrupa da yaşanan rönesans ve reform hareketleri ve sonrasında da tarım toplumundan sanayi toplumuna geçiş eğitim de bilgi de olduğundan dolayı bu unsurlar kilise tarafından da desteklenmiş ve başarıya ulaşmıştır. Hal böyle iken iki binli yıllarda hala travmanın eğitimsizlik olduğunu göremeyen siyasetçilere kızmak istiyorum. Eğitimsizliğin neden olduğu bu travma da aydın ve çizer grubununda katkıları var. Suskunlukları en çok onların suçlu olduğunu gösterir biz yurttaşlara. Travma eğitimsizliktir. Travma istihdam eksikliğidir. Travma Tuzla Tersane işçi ölümleri karşısında suskunluğumuzdur. Travma kardeş kanı dökmektir. Travma sivillerin sivillere ettiği işkencedir. Travma toplumsal ahlakın çökmesidir. Travma üniformalı memurun sivil memura karşı sopa kullanmasıdır. Travma çevre katliamı, ağaç kesimidir. Travma Asgari Ücretliye yüzde beş zamdır. Travma turancılıktır. Travma aydın katline karşı suskunluktur. Travma Diclenin Fıratın Arasın Sakaryanın Meriçin Asinin kavgasıdır. (Kardeşlik olması gerekirken)………..Ne derseniz Saygılarımla Aziz Aksu 

ASLINDA

Perşembe, 26 Haziran 2008

Yoksun. Zamana yenilgiler sonrasında. Bir avuç dolar için yüzbinlerce km kat edilen yolculuklar sonrasında. Çelişki bundan sonra başlar artık, zamanın en iyi demeçleri bir bir aynı anda ve aynı yeşil zeminlerde verilir. Irkçılığa karşı sözüm ona demeçler yoksunluğun aciz haline en iyi örnektir, aslında. Çelişki tam burada başlamıştır, artık. Dostluk türküleri meydanlarda şarkılarda dizelerde. Yarım yamalak aksanlar eşliğinde ulusal bayraklar açılır. Çabuk unutulmuştur, aslında her şey bütün bilinenler. Irkçılık ırkçılık üzerine onca söylemler var iken nereden çıktığı ve çıkmış olabileceği de o kadar önemli değil iken yokluğun aslında soytarlığına isyanım başlar yazı ile birlikte. Bildiri her iki tarafın milliyetçi elemanlarına okunması da manidardır, aslında. Daha acıları taze iken körpecik bedenlerin yangın acısı, nerden çıktı maç öncesi bu bildiri. Gazete haberlerine bakılırsa Türkiyenin yarı finale çıkmış olması Almanya da ırkçı hareketleri tetiklemekte. Böyle bir haberin etik olmadığı ve habercilik anlayışı ile de uyuşmadığı ortadadır,aslında. Ey meyda ey derin medya vazgeç. Ne dostluğu be kardeşim. Dostluk ve kardeşlik bu coğrafya da bu topraklarda. Gerisi boştur, aslında. Nasıl mı?…. İstanbulu dolaş Ankarayı dolaş Diyarbakırı dolaş anlarsın. Nehirlerini dolaş denize döküldüğü yerdeki suyun ahengini dinle belki anlarsın……..Saygılarımla….Aziz Aksu

Umut

Çarşamba, 18 Haziran 2008

Son tren de hareket etmek üzere tren garında sessizlik hakim. Düdük sesi tren sesiyle kalkışa doğru. Makinist kalkış için işaret verdi. Ellerde bilet biletçi kontrolünü bekler. Konpartmanda ağlayan çocuk sesi. Acı acı yükselmekte. Umudun yolculuğu başlamıştır artık. Sevenlere doğru özlemler yoğunluğunda. Güzergah boyu selvi kavaklar boynu bükük. Zamanın bir zamanların zenginlik ölçütü. Daha henüz yaşadığımız dünya vahşi batının kirli yüzüyle tanışmamıştı. Sanayi devrimi aydınlanma devrimi ile birlikte tüm insanlığın hizmetinde idi. İki cihan harbinde bile insanlık umutla umuda yolculuk yapmıştı. İnsanlığın yeni dünya düzeninde hazırlıksız oluşu vahşi batının en büyük uğraşının sonucu idi.  Yol haritaları yeniden çizilirken bir bir; bir o kadar da yıkımlara sebep olmuştu. Haydarpaşa tren garı sonrasında bütün istasyonları pas geçtim. Çok sevdiğim yanlızlığım ve sigaram bile aklımda değildi. Aklım sürekli çizilen yol haritalarında idi. Yanı başımızda Irak, Afganistan belki de yakın bir zaman da İran. Sonrası sonrasını düşünmek bile istemiyorum. Sonrasında sıranın bize bizlere geleceği ortada iken neden hala yaşadığımız toplum ve toplum önderleri niçin hazırlık yapmaz vahşi batının oyunları karşısında neden hala uyumaktalar. Kurtuluşu kurtuluş savaşını düşündüm. Meriç te Gacal Asi de Arap Sakarya da Türk Aras ta Ermeni Fırat ta Kürt Dicle de Zaza idim. Topyekün verilen milli mücadele sonrasında bu ülkenin kurtuluşu hakikaten bu ülke coğrafyasında yaşayan tüm halkların birlikteliği ile kurulmuş iken neden toplum önderleri yeni yol haritaları için vahşi batıya sığınırlar bunu da hala anlamış değilim. İsterdim ki; ülkemin tüm insanları gerçek bir yurtsever olan Hrant Dink olayında ayağa kalksınlar ve tüm dünyaya ve onun işbirlikçilerine hep bir ağızdan haykırarak yeter artık desinler, isterdim ki; bu ülkenin aydınları bir bir yok olmasın bu umut ben de trenle yapmış olduğum seyahatimin en büyük özlemi. Ne dersiniz sesinizi duyamadım ne ……! ? Anladım Uğur Mumcu’lar, Ahmet Taner Kışlalı’lar, Hrant Dink’ler ………………….. kolay yetişmez. Bir ülkenin geleceği yetiştirdiği aydın sayısı kadar o sayıyı da koruyabilmesinde saklı olmasında yatmaktadır. Hırpalamadan ezmeden. Sahi aklıma geldi. Hiç düşündünüz mü aydın aydınımız emekli olduğunda kaç para emekli aylığı alır. Bir düşünün düşünün. Bir kez daha düşünün düşünün. Hakikaten bu ülkeyi sevmek parayla değil ona en iyi hizmet etmekle ölçüldüğü için aydın aydınlarımız paraya pula bakmadan gece gündüz kar kış demeden kimi üniversitenin tozlu raflarında ömrünü yer kimi dev bütün şan şöhretine rağmen sevgisinden dolayı (yetimdir aslında yetim büyümüştür) ülkesini terk etmez ve ölürken bile kendine ve kendisine olan inancı yitirmeden tertemiz bir şekilde umutlarını bırakarak bu toplumdan gider. Düşünün düşünün düşünelim hep birlikte Tuzla ölümleri, tersane deki kayıtsız yaşamlar. Sağlıksız güvencesiz. Seyahat ettiğinizde gemi yolculuğunda kayıtsız yaşamları düşünmeniz dileğiyle. Ölümler olmasın. Saygıylarımla yeniden merhaba Aziz Aksu

YENİDEN MERHABA

Çarşamba, 18 Haziran 2008

Yakında sizler ile yeniden birlikte olacağım.