Şubat 2009 için Arşiv

Hani Nicedir Halimiz

Perşembe, 26 Şubat 2009

21 Şubat bütün dünya da yaşayan insanların kendi ana dillerinde konuştukları gün olarak kabul edilmiştir. 21 Şubat’ın incelendiğinde hafta sonu Cumartesi ye geldiği görülür. TBMM de grubu bulunan partiler grup toplantılarını hem siyaseten hem de tüzük gereği Salı-Perşembe günleri yaparlar. Bu günlerde grupta konuşulanlar siyaset gereği kitlelerine ve diğer toplumsal katmanlara ulaştırılması için görsel ve yazınsal medya da grup toplantılarına iştirak ederler. Bu bir demokrasi kültürü olarak karşımıza çıkar. 21 Şubat’ın hafta sonuna denk gelmesi zaruri olarak ülkemizde yaşayan Kürt kültürel kimliğinin bir parçası olarak grup toplantısının bir parçasını Kürtçe olarak yapılması DTP üzerinde yine medya da ve batı yakasının neo ulusal ve islamcı partilerinde bir tedirginlik bir hoşnutsuzluk yarattığı görsel medya tarafından izleyicilere sunuldu. Yanlış hatırlamıyorsam İlter Türkmen ve Encümen-i Danişi de aynı günlerde bir Kürt Raporu radikal diyebileceğimiz bir boyutuyla kabul edilmesi için(İçin de asker ağırlıklı bir ekip olması açısından önemli) medya aracılığıyla siyasetçilere sunumlarla da bulundular.

Dtp nin grup toplantısında yapmış olduğu Kürtçe açılım karşısında TBMM başkanı Toptan’ın açıklamalarını hayretler içinde dinledim. Klasik anlamda Mhp ve Chp nin bir nebze de Akp nin karşı söylemleri siyaseten kendi tabanlarına yönelik oy kaygıları ile söylenmiş söylemler olarak kabul edilmesi bir nebze de olsa mümkündür. Ancak; TBMM ve onun başkanlarının var olma nedeni kabul etsek de etmesek de Lozan Bağıtıdır(Anlaşmasıdır). TBMM ve onun saygı değer başkanlarının Lozan dan bi haber olmalarını düşünmek büyük bir hatadır. Kısaca bir tabir ile bu antlaşma kuruluş anlaşmamızdır ve hayatımızın değdiği, uğradığı her yerde sorgusuz sualsiz uygulanması millet olarak bizim menfaatimizedir. Lozan antlaşmasında yer alan maddelerin halkımız tarafından bilinmediği gibi onun uygulayıcısı da olan yöneticiler tarafından da bilinmemekle birlikte bilinse bile uygulanmadan yoksun bırakılması için tüm gayretlerin segilendiği de bir gerçekliktir.

Lozan Antlaşması Madde 39.”Gayri müslim akalliyetlere mensup Türk tabaası, müslümanların istifade ettikleri ayni hukuku medeniye ve siyasiyeden istifade edeceklerdir. Türkiyenin bütün ahalisi din tefrik edilmeksizin kanun nazarında müsavi olacaklardır. Din,itikat veya mezhep farkı hiç bir Türk tebaasının hukuku medeniye ve siyasiyeden istifadesine ve bilhassa hidematı umumiyeye kabulüne, memuriyete ve meratibe mailiyetine veya muhtelif mesaliki ve sanayi icra etmesine bir mania teşkil etmeyecektir. HER HANGİ TÜRKİYE TEBAASININ GEREK MÜNASEBETİ HUSUSİYE VEYA TİCARİYE DE, GEREK DİN, MATBUAT VEYA HER NEVİ NEŞRİYAT HUSUSUNDA VE GEREK İÇTIMAATI UMUMİYEDE HER HANGİ BİR LİSANI SERBESTÇE İSTİMAL ETMESİNE KARŞI HİÇ BİR KAYIT VAZ’EDİLMEYECEKTİR. LİSANI RESMİ MEVCUT OLMAKLA BERABER, TÜRKÇE DEN GAYRİ LİSAN İLE MÜTEKELLİM BULUNAN TÜRK TEBAASINA MEHAKİM HUZURUNDA KENDİ LİSANLARINI ŞİFAHİ SURETTE İSTİMAL EDEBİLMELERİ ZIMNINDA MÜNASİBT İBRAZ OLUNACAKTIR.”

Diye yazar. Merak edenler Türk Tarih Kurumunun internet sitesine girip antlaşma maddelerine bakabilirler.

Okumak iyidir halimizin nice olmaması adına. Açıklanan Kürt Raporuna sonra devam edecem haydi kalın sağlıcakla Aziz Aksu

Mavi

Cumartesi, 21 Şubat 2009

Kadıköydeyim.

Rıhtımda,

Sana dair yorgunluklarımı ararım.

Sene 1915

Kafle zamanı

Bedenler yorgun

Kafle de

Ey insanoğlu;

Tarih sizi 

Ve

Tabi ki;

Sizi

Hiç bir zaman affetmeyecek,

Bilirim;

Mavi.

A.AKSU 

Sensiz bir sevdam

Cumartesi, 21 Şubat 2009

Sessizliğim gece yarılarında,

Düşsel yorgunluğum sende bilirim.

Ey sensiz sevdam,

Gecenin maviliğinde kadıköy de;

Rıhtıma yanaşmaya çalışan vapurda,

Sen ve sensizlik üzerine titreğim şarkılar eşliğinde,

Aziz’ in KAFLE sinde seni

Kendimde

Biz sürgün çocuklarını görürüm.

Vapur kalmak üzere bilirim

Bilirim ki;

Sen artık yoksun.

Benim sana duyduğum özlem

Özlemim,

Sevdamda

Bilirim.

A.AKSU

İddialar ve Gerçekler

Cumartesi, 21 Şubat 2009

Paneller, sempozyumlar ardı ardına. Büyük üstad Çetin Altan’ ın aynen dediği gibi. “Türke türk propagandası.” Yeter artık iddianızda batsın gerçeklerinizde. Hukuk, adalet ve bunların üstünlüğünden kısa kısa dem vurarak bugünlere taşıdınız bizleri. Bu coğrafya da yaşanan onca acı vark iken deve kuşu misali kafanızı kuma gömerek bizleri biz çocukları, gençleri bugünlere yarınlara hazırladınız. Hazırlık evresinde 1960 yıllardaki gençlik hareketini saymazsak en ufak bir itiraz dahi görmediğiniz. Ta ki; bilgi çağı gelene kadar. Beyler ve de köhnemiş ağalar bu coğrafya da kabul etsenizde etmesenizde bir göz yaşı bir dram yaşandı bilesiniz. Yaşanan bu dramın sizin nezdinizde sözde veya özde olmasının hiç önemi yok bilirim. Ama benim için benim yetişkin kuşak neslim için bilirim ki bu dramın çok mu çok anlamı var bilesiniz. Biz dramın tarihsel gerçekliği ile ilgilenirken siz varın iddia boyutunda kalın. Zaten hep kaybedenlere de yakışan bu tarihsel duruştur, o nu da bilesiniz. Hadi kalın sağlıcakla, saygılarımla Aziz Aksu 

Balkanlar

Cumartesi, 14 Şubat 2009

Elveda Rumeli, elveda. Mora yarımadası ve sonrasında. Rumlar Mora da bağımsızlık şarkıları söylüyorlardı. Gökyüzü açık ve bulutlu idi. Toprak sakin, İstanbul şakın idi. Bir tek dahi mermi atılmadan Mora yarımadası elden çıkmıştı. Ulusalcılık adına başlatılan gayri ciddi hareketler içerisinde Balkanlardan bir parça belki de en önemli parça böylelikle İstanbul dan uzaklaşmış oldu. Günlerce saray ve yüksek eşraf sessiz ve tepkisiz kalmışlardı. Şaşkınlıklarını saymazsak. Kıvılcım balkanlarda tutuşmuştu bir kere. Dağılma döneminin en hazin öyküleri balkanlarda yaşamaya başlanıldı. Göçler tersine doğru akın akın içerilere Anadolu ya doğru yönelen müslüman topluluk Üseyin, Ürküş’ü velhasıl kelam bütün gacallar, pomaklar,arnavutlar ve tabi  dir ki; bu tersine göçlerin olmazsa olmazı çingene roman toplulukları. Sırbistan dan, Eflak tan Bulgar dan akın akın Anadolu ya. Bu yüzyılın en hazin öyküleri Girit Adasında yaşanır oldu. İstanbul ve ahalisi tepkisiz kaldıkça Girit te yaşananlar kalemle anlatılmaz bir hal almıştı. Hazin öyküler hep ulusalcılık paronayaklığı sonrasında zamanla Anadolu da kendini isyanlara kadar vuran boyutlara kadar taşımıştır. Bunların en meşhur ve bilineni Kurtuluş savaşı sırasında Balıkesir ve yöresine yerleştirilen Pomakların desteklediği Anzavur İsyanında akıl almaz Pomak desteğinin var oluşudur. 93 harbi ve sonrasında Trakya ve Anadolunun değişik yörelerine yerleştirilen pomak nufüs zamanla yani İstanbul ve ahalisinin de desteğini de alarak Milli Mücadele veren Ankara hükümetine karşı ilk isyan bayrağını kaldıran kesim oldular. Öğretilen tarih kitaplarında bu isyanın sadece ve sadece adının olduğunu görürüz. Sebep ve sonuçları üzerine gerek tarihçiler ve gerekse de aydınların yorum ve düşüncelerini açıklamadan özelikle kaçtıklarını görmek ne gerçekliğe ne de tarihin nesnel duruşuna uyyum sağlar. Peki nedir bilinmeyeni. Saray ve ahalisinde gerek Arnavut olsun ve gerekse de Pomak olsun yetki ve rütbelerin tesiri çok olmakla beraber özelikle sadrazamlık boyutunda yaklaşık olarak 35 Arnavut Sadrazam ve 37 Pomak sadrazam saray ve ahalisinde görülmektedir. Sadrazam düzeyinde bu iki kesime açıkça Osmanlı gereğinden fazla değer göstererek sonun başlangıcını da beraberinde getirmişlerdir. Devşirme yollu enderunda yetişen ahali zamanla yönetimde belli mevki ve yetkilere sahip olunca sonun başlangıcı ister istemez hızlı olmuştur. Bunların en bilineni Damat Ferit Paşa ile Talat Paşa dır. Damat Ferit Paşa aslen Karadağ Arnavutlarındandır. Talat Paşa da Edirne doğumlu olmasına rağmen kanımca Pomak kökenlidir. Devam edecek…….Saygılarımla Aziz AKSU

MİSAK-I MİLLİ

Cumartesi, 14 Şubat 2009

Bazı anlar vardır, insanın genel yaşamında akıl almaz duygularla ifadesi de zordur. Nedir, ne değildir diye sorularla insan kendi dağarcığında ikirciliğini yaşar veya yaşatma zorunda bırakılır. Unutulan yüzler, saklanan belgeler devletlerin tozlu arşivlerinde. Nice elli yılların geçmesini beklemek mi gerekir bilinmez amma benim bildiğim belki de tarihin saklı ve tozlu arşivlerinde duran hakikatların geniş toplumlar tarafından hala bile bilinmemişliği karşısında duygularımı ifade etmek içinde yine en zor olanı ve belki de siyasi söylemlerde olup ta en bilinmeyeni seçmem karşısında biraz zorlanacağımdır.

Son Osmanlı Mebusan Meclisinde kabul edilen misak-ı milli (milli and) sınırları Genç Cumhuriyet kadroları tarafından da benimsenmiş olmasına rağmen burada yaşayan ahali nedense kendi kaderlerine terk-i viran bırakılmasını tarihsel süreç açısından değerlendirirsek bu günkü;  konumumuz daha da bir nesnel açıklık kazanacağı umudu içerisindeyim. Misak-ı milli sınırları içerisinde elbette ki Batı Trakya da mevcuttur. Ve bu bölge de I. ve II. Balkan Savaşlarından sonra 31 Ağustos 1913 yılında kurulan Batı Trakya Bağımsız Hükümeti gerek Yunanistan ve gerekse de Bulgaristan tarafından da tanınmış ve işin en ilginç olanı da Dedeağaç bölgesi bu tanıma doğrultusunda Yunanistan tarafından Batı Trakya Bağımsız Hükümetine terk edilmiştir. Bu bölge de müslüman topluluk Türklerden ve Pomaklardan meydana gelmekteydi. 31 Ağustos 1913 yılında kurulan bu hükümete sonradan Bulgaristan muhalefet ederek Osmanlı Hükümetinin etkisiyle mevcut tanımasını geri çekmiştir. En fazla karşı çıkında Osmanlı Devleti Hükümeti olmuştur. 1913 yıllarında Osmanlı Hükümetine yön veren ve yetki, iktidarı elinde bulunduran İttihat Terakki Yöneticilerini(Enver Paşa,Talat Paşa Ve Cemal Paşa) tarih affetmediği gibi biz Türkiye Vatandaşlarınında affetmeyeceği de aşikardır. Çünkü; Balkanlardaki siyasi ve nufuz kaybına yol açacak bu davranışlar bizlerin balkanlara gönül toprağı olarak bakmamıza yol açmıştır. Ata topraklarından gönül toprağına……..Yaklaşık olarak elli yıldır gerek ekonomik ve gerekse de siyasi olarak ta destek verdiğimiz Kıbrıs (Misak-ı Milli sınırları içerisinde olmamasına rağmen ) ın sonuçları ortadadır. Kısacası kaybın nedenleri bizleri yönetenlerdedir……………………………………….Kıbrıs’a hayır Batı Trakya, Musul ‘a evet dediğimiz anda kazanan bizlerin olacağı açıktır. Bir düşünün…….Lütfen .Saygılarımla Aziz Aksu

Kafle Sonrası

Salı, 03 Şubat 2009

Biz  Sürgünün Çocukları,

 

Kafle zamanı idi. Sürgün, kıyımlar zamanın kıyısında idi. Sürgündük, artık.Aşka, yaşanılan zamana. İdare den yapılan tebliğat sonrasında koca üç gün vardı. Büyüklerin konuşmalarında. Kaflenin güvenliğinden sorumlu zabitler, gür sesleri ile bütün ahaliye duyurmuşlardı. Yaşlısı, genci ve küçücük bedenler de o tertemiz yürekler tedirgindi, artık. Büyük Ozanın aynen dediği gibi ; “YÜREKLER DE GÜVERCİN TEDİRGİNLİĞİ”. …….

 

Savaş zamanı idi, o yıllar. Birinci Balkan Harbi, İkinci Balkan Harbi derken Birinci Paylaşım Savaşına doğru, ülkeler, haklar ve hatta körpecik bedenler bir daha bir daha ölümler pahasına savaşa anlamsız ve bir o kadar da sonu olmayan savaşa girdiler. Koskoca İmparatorluk topraklarında dört bir yanda savaşan bedenler ne için daha savaştıklarını bilmeden donarak, parçalanarak ölümlere ölümlere gittiler. Kahrolasıca Enver Paşa ve arkadaşları sayesinde….

 

Kanuni Sultan Süleyman zamanının hastalığı yine nüksetmişti. Fransa ya üst tabaka için gönderilen elit kadro çocukları Fransa da Fransa’ nın orta yerinde Paris’ te Pantürkizm akımı ile tanıştılar. Siyasal kadrolarda yer alan bu pantürkist akım öncüleri zamanla Balkanlarda siyasi kadrolara hükmetmeye başladılar. Zamanın siyasal kadrolarında yükselen bu akım edebiyata, oradan basın dünyasına hükmeden bir akım haline gelince, zamanın İstanbul hükümetlerinde bir telaş bir tedirginlik baş gösterdi…….

 

Sultan II.Mahmut zamanın en büyük reformunu gerçekleştirerek Osmanlı Dünyasında yeniçeri ocağını lağvetti. Ve yerine o günün koşullarında çağdaş ve bir o kadar da düzenli sayılabilecek bir ordu düzenine geçti. İmparatorluk coğrafyasında özel mülk kavramına geçti. Ondan sonra tahta geçen Osmanlı Sultanları Sultan II.Mahmut’ un getirmiş olduğu reformların devamını sağladı. Özetle getirilen bu reformsal değişiklikler, zamanla Fransız İhtilalinin etkisi ile de özelikle Balkanlarda sonuç itibariyle ELVEDA RUMELİ türkülerine söz oldu, saz oldu……..

 

Heredan köyünde yaşam sakin ve bir o kadar da güzel idi. Pınarlar kırklar çeşmesinde akar. Bahçeler ve özelikli bostanlar bu Kırkpınar çeşmelerinden sulanırdı. Ayazma da yaşam, henüz Kafle de değildi. Atların bağlandığı delikli taşlardan, taş yapılardan demirci ustalarından çerçilerden oluşan koca bir yaşam, Kaflenin yol güvenliğinden sorumlu zabit başının gür ve kaba sesiyle irkilen, ürken tedirgin güvercinler…..

 

Gülhane fermanı, Tanzimat ve Islahat fermanları derken sözde Avrupalılık adına imzalan Paris antlaşması. Ve sonrasında I.Meşrutiyet, II.Meşrutiyet. I.Balkan Harbi,II.Balkan Harbi. Ve koca bir yalan. Ölümleri hala bile kutsanan I.Paylaşım Savaşı. Ne olduğu ne oldukları dahi bilinmeden kutsanan ve iade-i itibarları dahi sağlanan meşhur üçlü çete. Enver Paşa, Cemal Paşa ve Talat Paşa……..

 

Abbas Efendinin tekrardan yola çıkışının dördüncüsü idi. Yola çıkarken bu son seferine hep yanında götürdüğü KURAN-I KERİMİ yanına almadan yola koyuldu. Eşi Zeynep’ e ve küçücük evlatlarına sokularak hakkınızı helal edin dedi. Zeynep eşinin ardından çığlıkla koştursa da Abbas ve arkadaşları gelen celp üzerine çoktan yola koyulmuşlardı. Zeynep eve döndüğünde küçük Mustafa’ nın kardeşi ile oyunlarına bir süre baktı. Gözleri doldu, ağlayarak yatağının baş ucuna Abbas’ın KURAN-I KERİMİNİ astı. Artık, Zeynep için dua dan başka bir çare kalmamıştı. Günler gecelere geceler de soğuklara gebe idi. Çarık giyilen ayaklar yorgun ve bitkindi. Enver Paşanın emri altında bulunan kocaman bir ordunun büyük bir bölümü o soğuk gece de sabahı görmeyecek ve ağaçlarda donakalacaklardı. Doksan Bin koca yürek Doksan Bin yaşam bir gece de ne olduğu bilinmez talimat uğruna Allah-ü Ekber dağlarında yaşamlarından olacaklardı. ….

 

Küçük Mustafa ve kardeşi bütün olanlardan habersizdi.Kafle evlerinin önünden geçiyordu. Birden kapının şiddetli çalınışı ile tedirgin oldular. Kapıyı anneleri Zeynep açtı. Kapı dan içeriye iki gölge gözleri ağlamaklı iki gölge içeriye girdi. Bir ana ve onun küçük kızı. Anlaşılan Kafle den kaçış başlamıştı. Kafle den kaçmayı kafalarına koyan bu gölge yaşamlar tebliğat ile birlikte özelikli bostanlarında günlerce aç kalarak sadece Ayazmanın pınarlarından akan sular ile ölmemek adına yaşam için saklanarak ta buralara kadar gelebilmişlerdi. ….

 

Kaflenin ikircilik yönü başlamıştı, artık…….

 

Sultan Abdulhamit’ e düzenlenen suikast sonrasında sultan ölmemiş fakat sert tedbirlere başvurmuştu. İstanbul ve çevre ahalisinde bulunan sadıkayı teba için doğuya sürgün edilen 250.000 yaşam. Sonuçları irdelenmeden bir yere varılamayacağı ortada iken doğu cephesinde ilerleyen Rus Ordusu ve ona yardım eden 250.000 yaşamın oluşturduğu paradoksal yaşam ürünü Doğu Cephesinde Taşnak zihniyetine mensup çeteleri de beraberinde getirmişti. İlk tepkiler merkezi hükümetten olmadı. Hay’larda yaşayan Ermeni Cemaati tedirginliklerini taşra da bulunan Valiler aracılığı ile İstanbul Merkeze bildirdiler. Hay’ larda yaşamlar sade ve güzel idi. Genellikle yaşam demircilik ve çerçicilik üzerine kurulu idi. Ticaret ve ustalıkla kazanılan hayat hayatların taşnaklık uğruna terk edilmesi Kafleye gönderilmesi ölümlere neden oldu. Hala da olmaya devam etmekte….Hrant.

 

Kafleden kaçmayı başaran Habik ve küçük kızı o geceyi sakin geçirdiler. Sabah olunca, tekrardan tedirginlik baş gösterdi, Habik’te. Küçük kız kendine oyun oynayabileceği arkadaşlar bulmuştu. Mustafa ve Reşit. En çok Mustafa ile oyun oynadı. Ev ahalisi akşam olunca hep birlikte sofraya oturdular. Zeynep ile Habik uzun bir konuşma sonrasında küçük kızın adının Fatma olması hususunda anlaşmaya vardılar. Sabah olunca hep birlikte Zeynep’in köyüne şingriğe doğru yol aldılar.   

 

Hrant, güzel insan. Fransa da toplanan parlementoya karşı ülkemde soykırım yoktur diyebilecek kadar güzel bir adam. Leş karga sürüleri onu da aramızdan aldılar. Sorarım hep bu geri zekalı takımına niçin ve neden  öldürdüğünüz , elinize kirli ellerinize ne geçti…..

 

Kafle bugünde yanı başımızda devam etmekte. Fiziki olarak değil de beynin en ölü hücresine devam ederek görsel ve yazılı medya da satır aralarında. Amaç güvercinleri tedirgin etmekse bunda başarılı oldunuz……..((((())))))))))

 

Kasabaya atanan Kadı Nuri efendi Urfa yöresinin ileri gelenlerinden biri olan Türkmen aşiretine mensuptu. Atandığı yerin diline hakim değildi. Kasaba halkı ile yaptığı tanışma ve toplantı faslından sonra yörenin en ileri geleni olan Zaza Zülfü Ağa ile çok sıkı bir diyaloğa girdiler. İkisi de kısa süre de bir birlerine kaynaşmışlardı. Ülke de ilan edilen Cumhuriyet üzerine  yıllardır içinde hep saklı kalan milletin egemenliğini bugün artık uzun uzun dile getirebilmenin heyecanı içinde idi…..Zülfü Ağa.

 

Zülfü ağa, kasaba da kurulan Cumhuriyet Fırkasının ilk kurucusu idi…….Devam edecek.  Saygılarımla  AzizAKSU    

One Minute

Salı, 03 Şubat 2009

Söz saza geldi bu akşam şarkı oldu, bilirim. Yalnızlık hazin bir sondur, duyulan öfkenin selinde. Akar akar derin çağlayanlarda. Sözün bittiği andır ve artık şarkı hazırdır. One Minute, One Minute…… Derin Ergenekon tayfası tedirgindir. Sessizlik öncesi onlar için derin bir fırtınadır…..belki de şair’in söylemiyle Bahoz başlamıştır. Kapitalist sistemin başkentinde derin çatlak başlamıştır. İlkin Atlantik ötesinde baş gösteren derin kriz ve sonrasında seçilen KeKeMe siyahi başkan dünya belleğinde sosyalist düşünce ufkunda çığır açan söylemlerle krize önlem reçeteleri sunma gayretiyle Başkanlık koltuğuna oturuverdi. Ondan sonrasında tek bir bilişim diliyle söylersek tek bir tık bile yok. KeKeMe olsa gerek, ondandır. Ey demokrat siyahi başkan neredesin…..Yanıbaşımızda bir insanlık tradejisi en ağır hali ile devam ederken neredesin beeeeeee”….Neyse.  

Yok mu sanki bizde de KeKeMe siyasetçiler KeKeMe medya ve onun derin ergenekon suratları, çok çoktur be……..

Ben şahsen diplomasi adabına da uymasa da ben Sayın Başbakanımızın vahşet karşısındaki duruşunu dik duruşunu çok beyendim ve takdir ettim. Boşver Kasımpaşalı boşver YOLA DEVAM, Binlerce kez teşekkürler.Sonu sonucu her ne olursa olsun. Artık yeter diyebilmek adına haksızlığa ve derin ergenekoncu zihniyete de hayır diyebilmek aşkıyla ONE MİNUTE ONE MİNUTE…..

Saygılarımla Aziz AKSU