Biz Sürgünün Çocukları,
Kafle zamanı idi. Sürgün, kıyımlar zamanın kıyısında idi. Sürgündük, artık.Aşka, yaşanılan zamana. İdare den yapılan tebliğat sonrasında koca üç gün vardı. Büyüklerin konuşmalarında. Kaflenin güvenliğinden sorumlu zabitler, gür sesleri ile bütün ahaliye duyurmuşlardı. Yaşlısı, genci ve küçücük bedenler de o tertemiz yürekler tedirgindi, artık. Büyük Ozanın aynen dediği gibi ; “YÜREKLER DE GÜVERCİN TEDİRGİNLİĞİ”. …….
Savaş zamanı idi, o yıllar. Birinci Balkan Harbi, İkinci Balkan Harbi derken Birinci Paylaşım Savaşına doğru, ülkeler, haklar ve hatta körpecik bedenler bir daha bir daha ölümler pahasına savaşa anlamsız ve bir o kadar da sonu olmayan savaşa girdiler. Koskoca İmparatorluk topraklarında dört bir yanda savaşan bedenler ne için daha savaştıklarını bilmeden donarak, parçalanarak ölümlere ölümlere gittiler. Kahrolasıca Enver Paşa ve arkadaşları sayesinde….
Kanuni Sultan Süleyman zamanının hastalığı yine nüksetmişti. Fransa ya üst tabaka için gönderilen elit kadro çocukları Fransa da Fransa’ nın orta yerinde Paris’ te Pantürkizm akımı ile tanıştılar. Siyasal kadrolarda yer alan bu pantürkist akım öncüleri zamanla Balkanlarda siyasi kadrolara hükmetmeye başladılar. Zamanın siyasal kadrolarında yükselen bu akım edebiyata, oradan basın dünyasına hükmeden bir akım haline gelince, zamanın İstanbul hükümetlerinde bir telaş bir tedirginlik baş gösterdi…….
Sultan II.Mahmut zamanın en büyük reformunu gerçekleştirerek Osmanlı Dünyasında yeniçeri ocağını lağvetti. Ve yerine o günün koşullarında çağdaş ve bir o kadar da düzenli sayılabilecek bir ordu düzenine geçti. İmparatorluk coğrafyasında özel mülk kavramına geçti. Ondan sonra tahta geçen Osmanlı Sultanları Sultan II.Mahmut’ un getirmiş olduğu reformların devamını sağladı. Özetle getirilen bu reformsal değişiklikler, zamanla Fransız İhtilalinin etkisi ile de özelikle Balkanlarda sonuç itibariyle ELVEDA RUMELİ türkülerine söz oldu, saz oldu……..
Heredan köyünde yaşam sakin ve bir o kadar da güzel idi. Pınarlar kırklar çeşmesinde akar. Bahçeler ve özelikli bostanlar bu Kırkpınar çeşmelerinden sulanırdı. Ayazma da yaşam, henüz Kafle de değildi. Atların bağlandığı delikli taşlardan, taş yapılardan demirci ustalarından çerçilerden oluşan koca bir yaşam, Kaflenin yol güvenliğinden sorumlu zabit başının gür ve kaba sesiyle irkilen, ürken tedirgin güvercinler…..
Gülhane fermanı, Tanzimat ve Islahat fermanları derken sözde Avrupalılık adına imzalan Paris antlaşması. Ve sonrasında I.Meşrutiyet, II.Meşrutiyet. I.Balkan Harbi,II.Balkan Harbi. Ve koca bir yalan. Ölümleri hala bile kutsanan I.Paylaşım Savaşı. Ne olduğu ne oldukları dahi bilinmeden kutsanan ve iade-i itibarları dahi sağlanan meşhur üçlü çete. Enver Paşa, Cemal Paşa ve Talat Paşa……..
Abbas Efendinin tekrardan yola çıkışının dördüncüsü idi. Yola çıkarken bu son seferine hep yanında götürdüğü KURAN-I KERİMİ yanına almadan yola koyuldu. Eşi Zeynep’ e ve küçücük evlatlarına sokularak hakkınızı helal edin dedi. Zeynep eşinin ardından çığlıkla koştursa da Abbas ve arkadaşları gelen celp üzerine çoktan yola koyulmuşlardı. Zeynep eve döndüğünde küçük Mustafa’ nın kardeşi ile oyunlarına bir süre baktı. Gözleri doldu, ağlayarak yatağının baş ucuna Abbas’ın KURAN-I KERİMİNİ astı. Artık, Zeynep için dua dan başka bir çare kalmamıştı. Günler gecelere geceler de soğuklara gebe idi. Çarık giyilen ayaklar yorgun ve bitkindi. Enver Paşanın emri altında bulunan kocaman bir ordunun büyük bir bölümü o soğuk gece de sabahı görmeyecek ve ağaçlarda donakalacaklardı. Doksan Bin koca yürek Doksan Bin yaşam bir gece de ne olduğu bilinmez talimat uğruna Allah-ü Ekber dağlarında yaşamlarından olacaklardı. ….
Küçük Mustafa ve kardeşi bütün olanlardan habersizdi.Kafle evlerinin önünden geçiyordu. Birden kapının şiddetli çalınışı ile tedirgin oldular. Kapıyı anneleri Zeynep açtı. Kapı dan içeriye iki gölge gözleri ağlamaklı iki gölge içeriye girdi. Bir ana ve onun küçük kızı. Anlaşılan Kafle den kaçış başlamıştı. Kafle den kaçmayı kafalarına koyan bu gölge yaşamlar tebliğat ile birlikte özelikli bostanlarında günlerce aç kalarak sadece Ayazmanın pınarlarından akan sular ile ölmemek adına yaşam için saklanarak ta buralara kadar gelebilmişlerdi. ….
Kaflenin ikircilik yönü başlamıştı, artık…….
Sultan Abdulhamit’ e düzenlenen suikast sonrasında sultan ölmemiş fakat sert tedbirlere başvurmuştu. İstanbul ve çevre ahalisinde bulunan sadıkayı teba için doğuya sürgün edilen 250.000 yaşam. Sonuçları irdelenmeden bir yere varılamayacağı ortada iken doğu cephesinde ilerleyen Rus Ordusu ve ona yardım eden 250.000 yaşamın oluşturduğu paradoksal yaşam ürünü Doğu Cephesinde Taşnak zihniyetine mensup çeteleri de beraberinde getirmişti. İlk tepkiler merkezi hükümetten olmadı. Hay’larda yaşayan Ermeni Cemaati tedirginliklerini taşra da bulunan Valiler aracılığı ile İstanbul Merkeze bildirdiler. Hay’ larda yaşamlar sade ve güzel idi. Genellikle yaşam demircilik ve çerçicilik üzerine kurulu idi. Ticaret ve ustalıkla kazanılan hayat hayatların taşnaklık uğruna terk edilmesi Kafleye gönderilmesi ölümlere neden oldu. Hala da olmaya devam etmekte….Hrant.
Kafleden kaçmayı başaran Habik ve küçük kızı o geceyi sakin geçirdiler. Sabah olunca, tekrardan tedirginlik baş gösterdi, Habik’te. Küçük kız kendine oyun oynayabileceği arkadaşlar bulmuştu. Mustafa ve Reşit. En çok Mustafa ile oyun oynadı. Ev ahalisi akşam olunca hep birlikte sofraya oturdular. Zeynep ile Habik uzun bir konuşma sonrasında küçük kızın adının Fatma olması hususunda anlaşmaya vardılar. Sabah olunca hep birlikte Zeynep’in köyüne şingriğe doğru yol aldılar.
Hrant, güzel insan. Fransa da toplanan parlementoya karşı ülkemde soykırım yoktur diyebilecek kadar güzel bir adam. Leş karga sürüleri onu da aramızdan aldılar. Sorarım hep bu geri zekalı takımına niçin ve neden öldürdüğünüz , elinize kirli ellerinize ne geçti…..
Kafle bugünde yanı başımızda devam etmekte. Fiziki olarak değil de beynin en ölü hücresine devam ederek görsel ve yazılı medya da satır aralarında. Amaç güvercinleri tedirgin etmekse bunda başarılı oldunuz……..((((())))))))))
Kasabaya atanan Kadı Nuri efendi Urfa yöresinin ileri gelenlerinden biri olan Türkmen aşiretine mensuptu. Atandığı yerin diline hakim değildi. Kasaba halkı ile yaptığı tanışma ve toplantı faslından sonra yörenin en ileri geleni olan Zaza Zülfü Ağa ile çok sıkı bir diyaloğa girdiler. İkisi de kısa süre de bir birlerine kaynaşmışlardı. Ülke de ilan edilen Cumhuriyet üzerine yıllardır içinde hep saklı kalan milletin egemenliğini bugün artık uzun uzun dile getirebilmenin heyecanı içinde idi…..Zülfü Ağa.
Zülfü ağa, kasaba da kurulan Cumhuriyet Fırkasının ilk kurucusu idi…….Devam edecek. Saygılarımla AzizAKSU