Ocak 2010 için Arşiv

Aha Muhtar

Cuma, 22 Ocak 2010

Ahadır yazdum yine seni yazdum yazdum yazdum bre muhtar. Çiko beyler Sakarya da. Bu Cumartesi teşrif buyuracaklar. Cumartesi. Rakı var; da. Pilesun pileceksun. İçeriye musun dışarıye musun. Yoksa miktar musun. Pilemedum. Ahadur Mustafa pey de burayasundur. Pilesun. Piremat pelku de pilaki ne dersun. Nereyesun da. Abee ulusalci miktaaaaar nereyesun….. Selamlar Aziz Aksu

Son Vicdan-ı Retçi

Cuma, 22 Ocak 2010

…..Ne diyordu; “Felsefi olarak bundan sonra elime artık silah almam.” Haşmetlü böyle buyurdu. Beş yıldızlı otelinde kendisine ayrılan kral dairesine çıkmadan. Çürük raporu da aldı dediler gazeteler, tv ler. Ben onların yalancısıyım. Peki pekala pekula 318 nedir ha. Hani kanunlar tüm ülke yurttaşlarına eşit bir şekilde uygulanırdı. Nerede eşit uygulama….. Ah be son mohikan ah be ne de şanslı imişsin. Sen bunun farkındasın amma lakin fakat ya biz ülke vatandaşları…….. Eskiden  belki de çok eskiden bundan elli sene önce “babam hep anlatırdı; bir zamanlar askerlik yapmayana hele çürük alana değil kız vermek toplum ona dahi selam vermezdi.” Peki ne oldu da bugün oradan buraya buradan oraya arabadan arabaya aradan arkaya hep geçişlerinde bir kamera ordusu. Neden…. Çok mu önemli mi bilmem(Öldürdüğün ve iki gasp yaptığın ortada iken vatikandakini saymadım bilesin …………..sayam mı ha) ama benim bildiğim gerçeklik her gün her gece uykularının kaçması gözlerinin önüne yüce ipekçinin gelmesidir ki(bu bence çok önemli) uyayamasın bundan sonra . Haahhhh son vicdan-ı retçi imiş. Yok ya. Daha neler hiç katilden muallim gaspçıdan kebapçı olur mu. Olmaz tabiiiiiiiii. Olmaz . Saygılarımla Aziz Aksu

MAVİ

Cuma, 22 Ocak 2010

Mavini rengidir biz insanlara insan olduğumuzu anlatan hatırlatan. Tonundadır gök kubbenin rengi kardeşlik üzerine. Sıkıyönetim sonralarında mavi atıl köşesinde demokrat bir vatandaştır, belki de gazeteci. Belli ki; rengi yeşillerde hakimler, savcılar ve hatta kaymakamlar. Aykırı seslere tahammül yoktur, artık. Ve hala bazı ezberler bunun bir senaryo olduğu iddiası ile gazete köşelerinde televizyon ekranlarında boy boy vatan üzerine vatandaşlara nerede ve nasıl duracaklarını satır aralarında yeri geldiğinde tehditkar ses tonlarıyla utanmadan sıkılmadan halktan bir öç alırcasına mavinin rengini yeşile çevirmek için irticalen belki de kendi irticalarının hukuk ekseninde oraya buraya taşeronlar eşliğinde kaotik durumlar yaratmak peşindeler. İşte tam burada taşeronların ne yapmak istemelerine de belki de bir cevap olacağı kanısındayım. Dün Bayramiç te, İzmir de , Edirne de, Hakkari de(Bu liste daha da kabarık) oynanan oyunlar karşısında bugünün çok daha fazla anlaşılabilinmesi için Reşadiye de verilen Şehitler, Selendi den Roman Sürgünü ve Edirne de yaşananlara tekrardan tekrar tekrar bakıldığında senaryoların aslında bir dönemi kapsamadığı aslında tüm bu yaşananların bir oyun değilde biri veya birileri eliyle tekrar tekrar sahneye konulduğu bir planlar yumağı olduğunu da rahatlıkla görmekteyiz. Görünen odur ki; bu plan içeririnde olanlar sadece bir kurum içinde olmadıklarının netliğidir. Her toplum katmanında ve her kültürden ve her mevkiiden adamlar olduğu da çok açık net ortadadır. Bu bağlamda çökülmek istenilen bir ilin olmadığı aslında  ülke de yaşayan tüm insanların belleğinde hard diskinde bir çöküntü yaratılmak isteği de apaçık ortada iken hala bunların bir senaryo olduğu iddiasıyla gazete ve televizyonlarda insanların konuşlanması aslında mavinin yeşile dönüştüğünün resmi törenidir. Saygılarımla Aziz Aksu

İSTANBUL’ A ÇÖKECEKSİN !!!!!!!!

Cuma, 22 Ocak 2010

Bir gazete de okudum ve sonrasında televizyon ekranlarında. Dehşet veren bir mafyatik senaryolar yumağı. Totalde beş bin sayfa olduğundan bahsediliyor. Peşinen söyleyeyim beş bin sayfanın bir taslak olduğundan bahsi geçmiş olsa idi; en azından hukuken bir sakınca olmayacağı kanısına varabilinirdi. Ancak; sayfaların yani beş bin sayfanın taslak değilde bir çökme çökmenin olduğunu yani planların artık sesli ve hatta görüntülü olduğundan bahisle çökmenin istanbul’a çökmenin mafyatik bir durum olduğu ile karşı karşıya kaldığımızın resmi törenidir. Yıllar önce istanbul da rüşvetin belgesine dair sıkılan kurşunlar şimdi resmi tören edasıyla bu ülkenin tekrardan vesayet altına alınması için yapılanlar ve bunlar içinde ifşa edilenler inanın vicdanlarda insanları dehşete götürmesi belki de planlanların gerçekleşmesinden de daha tehlikeli bir hal aldığı ve bu planların artık istanbul’a çökme boyutuna gelmesi karşısında vatandaşların, meslek erbablarının konumları da gözler önüne alındığında yaratılmak istenilen kaotik ortamın yavaş yavaş darbe dönemlerini girmemize çok az günler kaldığınının bir göstergesi olarak gözlemlemekteyim. Sivil ve siyasi iktidarın bu tür oyunlar karşısında acilen biz ülke insanlarına yapması gerekli anayasa değişikliğini bir an önce mecliste kabul ederek gerek yurttaş nezdinde gerekse de anayasal hukuk nezdinde üzerine düşeni yapması gerekir ki; biz yurttaşlarda bu mafyatik çökmelere karşı ülke ve demokrasimiz açısından elli sene daha geriye gitmeyelim. Saygılarımla Aziz Aksu

Mavi

Perşembe, 07 Ocak 2010

….Çocukluğumun son durağı; Kadıköy. Kadıköy’ de çingeneler zamanı yeldeğirmeninde. Rıhtıma doğru akın akın insanlar vapurlara yetişme telaşında. Gözüm küçücük bir çingene kıza takılır. “Abey gül alır mısın” güle daldığımda vapur da kalkmıştır, artık. Çingene kızın üzgün bakışları güle yansır ve gülde hüzünlenir. Gülün solduğu andır, vapur sonrasında rıhtımda beklerken. Maviye doğru gidişim aksamıştır. Mavi Haydarpaşa istasyonunda beklerken ……………Aziz Aksu

Sürgün

Perşembe, 07 Ocak 2010

Eh bu da oldu sonunda. Her gün dizileri, oyunları ile büyüdüğümüz roman yurttaşlarımıza bu çağ da uygun görülen sürgün. Bir zamanlar ısrarla söylenen Kürt ali parçası sonrasında yaşanan açılım sancısı en sonunda romanları da vurdu. Yarın Ermeni’ yi, Çerkez’i de vurur anlaşılan. Bu bir travmadır, hastalıktır. En sonunda bu travma döner döner kendini vurur bilesiniz. Aslında tarih bir tekerrürden ibarettir. Geçmiş zamanlarda yaşananların bir tekrarıdır, aslında. Hastalığın tarihçesi aslında eskidir, bu topraklarda. Büyüdüğünüz zamane mahallelerindeki çok sesliliğimizdir, yitip giden. Önce gayrimüslimler üzerinde denendi sürgün sarmalı. Sonrasında mezheplerden kaynaklı olarak karşımıza geldi. Ve nihayet en sonunda bir ulusu(ki olduğu ısrarla söylenen nedense görünmeyen) yaratan öğelere geldi sıra. Ege de son yıllarda yaşananlar ve sonrasında roman kıyımı. İşte bu zihniyetdir ki; bu toprakları bölen . Sürgün. Sürgündür artık, türküler çalgılar. Yıllardır bu ülkenin az da olsa güzide insanları etnisiteden kaynaklı bölücü duruşlara hayır dedi, ama egemen bölücü duruşlara da hayır dediği anda yürekler sürgünlerde atmaz ve yorulmaz bilesiniz. Sürgünlere, sürgün çığırtkanlığına hayır hayır hayır hayır……. Saygılarımla Aziz Aksu